Sunday, September 25, 2005

Bülo'm ve Ben Nasıl Tanıştık?

Sevgili Zinnur beni sobelediğinde uzun zamandır torbalar ve kutularda bulunan geçmişe ait anıları ortaya döktüm. Çoktandır unutmuştum varlıklarını.... Meğersem Bülocumla birlikte ne çok şey yaşamış ve paylaşmışız da farkında değilmişiz. (teşekkürler Zinnur:)) Gelelim hikayemize;
Herşey 1986 yılının baharında başlamıştı. Tüm yıl boyunca dershanelerde ve özel derslerde Anadolu Liseleri sınavına hazırlanmış ve büyük umutlarla girdiğim sınavı kazana kazana Arı Kolejini kazanarak çıkmıştım.


(Kaynak:1986 yılına ait Milliyet Gazetesi)
Tabi ki moral çöküntüsü vardı ama yapacak birşey yoktu" her işte bir hayır vardır" diyerek annemin ve babamın elinden tutup kayıt olmaya gitmiştim Karanfil sokaktaki küçük gri binaya.... Bilemezdim tabi evleneceğim kişinin de o okulu kazanalar arasında olduğunu!! Neyse okula başlamıştım ve kısa sürede birçok arkadaş edinmiştim. Okulun bir özelliği de tüm dönem öğrencileri birbirlerini tanısınlar diye her sene sınıflar karıştırılırdı. Bakın şu kaderin işine ki Pinocuk, Bülosu ile 7 yıl boyunca hiç aynı sınıfa düşememişdi!. Birbirimizi sima olarak biliyorduk ama bir türlü tanıştırılmamıştık. Tabi doğal olarak tüm eğitim hayatımız boyunca karman çorman farklı sınıflarda okuduğumuzdan dolayı birsürü ortak arkadaşımız vardı. Ama yine de bir allahın kulu bizi tanıştırmamıştı:(
Lise bitmiş sira üniversite sınavı gelmişti.... Ben yine dershane ve özel ders maratonuna başlamış kaptırmış gidiyordum...Mimarlık hayallerimi süsleyen meslekti ama yine sınav sonrası kendimi alakasız bir bölüm olan İstatistik'te bulmuştum. Bülo ise Bilgisayar Mühendisliği istermiş hep ama o da Diş Hekimliği bölümünü kazanmıştı iki-üç puan farkla.... Üniversitenin ikinci yılında içimden bir ses "kızım ne işin var senin burada..ne güzel çizimler yapıyorsun, git sevdiğin işle uğraş" dedi ve ben arkadaşım ile birlikte Ankara Kalesi'nin biraz aşağısında kalan tarihi Pirinç Han'da şu anda sadece adını hatırladığım (mehmet) ressamın yanında desen çalışmaya başlamışdık. Haftanın iki gününü bu muhteşem yerde geçiriyor, ressamların atölyelerini hayranlıkla geziyor, güzel sanatların sınavlarına hazırlanan ya da bu bölümlerde okuyan tipleri acayip kıskanıyorduk... Neyse, bu bahsettiğim mekana gitmek için önce dolmuşa biniyor sonra Hacettepe'nin önünden yukarıya doğru yürüyorduk. O gün yine bu yürüyüşümüzü yaparken arkadaşım çok acıktığını ve mutlaka birşey yemesi gerektiğini söyledi. Ben de söylene söylene iyi bari şurda vardır birşeyler diyerek "Feycan" ( bir zamanlar öğrencileri bozuk mayonez ile zehirlediğinden kapatılan mekan ki bu arkadaşımda o olayda zehirlenmişti!!!) adlı kafeteryaya gittik. Tam tostlarımızı ısıracakken okuldan samimi olduğumuz bir arkadaşımız göründü giriş tarafında ve yanında da Bülocum:)
Neyse tanışma faslı, falan filan derken bunlarda takıldı bizim peşimize Pirinç Han'a doğru. Zaten yeni başlayan sanat hayatım da bu şekilde o gün sona ermişti! Sanırım saatlerce konuşmuştuk.. Günün sonunda ertesi gün için sinemaya davet edilmiştim bile:)

(Kaynak: Yazara ait arşiv)
Üç gün sonra çıkmaya başlamıştık... Çok güzel günlerdi... Bülom arkadaşları ile bir rock grubu "Disorder" kurmuştu ve gitar çalıyordu. http://www.dnadeath.org/dna/bands/d/disorder.asp Ben ise onların stüdyo çalışmalarına gidiyor, pasta börek ile grup elemanlarını besliyordum. Gezdik tozduk eğlendik...şimdi düşünüyorumda ne kadar dertsiz tasasız günlermiş onlar:)

Aradan 3 yıl geçmişti..Üniversiteyi önce ben bitirmiştim çünkü onların eğitimi 5 yıl sürüyordu. ( Bu arada ben, sona eren resim hayatımdan sonra 2 yıllık bir moda okuluna devam edip üniversiteyle aynı anda mezun olmuştum) İstatistikçi bir stilisttim artık! Mezun olduktan sonra halen çalıştığım tekstil firmasında işe girmiştim.. Bulocumsa bir yıl sonra mezun oldu ve Anadolu'nun güzide bir şehrinde asistan olup doktoraya başladı. Ben ise hem işe gidiyor hem de adamakıllı bir tasarım eğitimi almak için araştırmalar yapıyordum. En sonunda Endüstri Ürünleri Tasarımı bölümünün master programına kabul edilmiştim.Hayallerimin okulunda günler çok güzel geçiyordu ama Bulocumdan ayrı kalmak çok acıydı. Bizde 2001 yılında evlenerek bu ayrılığı sona erdirdik. Ama ne yazıkki master devam ettiğinden dolayı Ankara yollarını arşınlamaya başlamıştım. Neyseki 2. yılımızda Ankara'ya transfer oldukda rahata erdik. Masterı karnımda Arda ile bitirdik. Oğluşum pek bilgiç bir şekilde doğdu bu yüzden. Kolay mı kaç sayfa tez yazmıştı ne de olsa!

Arda'cık doğdu ve hayatımız çok farklılaştı...artık çok büyük bir sorumluluk vardı üzerimizde. Biz daha bu ufaklığa nasıl en iyi şekilde bakacağız, nasıl yetiştireceğiz derken 14 ay sonra Deniz'cik geldi dünyaya ...İyiki de gelmiş...şimdi günlerimiz o kadar dolu geçiyor ki, gün nasıl bitiyor anlamıyoruz. Tabiki onların bu şekilde kolayca büyütülmesindeki en büyük pay sevgili anneanneciğiyle sevgili babanneciği:) Bu nedenle bize çoğu zaman sadece sevmek kısmı kalıyor:)
Ben bu oyunda, benim bildigim evli olan blog sahiplerinin tümü sobelendigi icin kimseyi ne yazik ki sobeleyemiyorum..

20 comments:

pınar said...

Allah bozmasın mutluluğunuzu pino.
bülo bülent mi? bilal olsaydı eşlerimizin adı da aynı olcaktı. ben de bilo derim ona:)

pastaci said...

pınar çok güzel bir hikaye..
ne mutlu sizlere..Daha da güzel günleriniz olur inşallah..
sevgiler :)

Meral said...

Bir yastıkta çocuklarınızla birlikte nice mutlu günler geçirmenizi dilerim Pınar.

pino said...

Cok tesekkurler Pınar, Pastaci ve Meral:)

Burcu said...

Pınar'cığım çok güzel hikayeniz. Tam gençlik aşkı, bayıldım. Çizimin de harika. Çok ama çok mutlu olun her zaman. Arda ve Deniz'e kocaman öpücükler:)

Filiz TÜLÜ said...

Selamlar..ne güzel yazmışsınız bir solukta okudum. Mutlu olduğunuz her kelimeden ve satırdan belli. Mutluluğunuz daim olsum. Sağlıkla ve huzurla sevdiklerinizle beraber.

bonafide said...

ben asıl arşive hasta oldum, sakladığım hiçbişi yok böyle :(

pino said...

Burcucum bende sizin o harika fotografinizda kaldim hala:) cok ozenip Bulent ve ufakliklarla birlikte cekelim dedim ama hala tek bir karede beceremedik:)
Cok tesekkurler Filiz, yazarken yeniden yasadim o gunleri, gercekten guzel bir genclik donemi gecirdim...ozledim simdi gecmisimi:)
Pınar'cim arsiv olayi bende bir tutku, hayatta hicbirseyi atmam ben. Bulent bazen şoka girer sakladığım seyleri gorunce! Acaba yaşlaninca çöp ev olur muyuz onu bilemem tabi:)

zinnur said...

Pinar, hikayenizi bir cizimle susleyecegini tahmin ediyordum da, arsivin hos bir surpriz oldu benim icin. Cok hosuma gitti, yazdiklarin da tabii. Ayni yerlerde dolasmisiz hep, ama epey bir zaman farkiyla :) Cocuklariniz biraz daha buyuyunce arsivin sanirim cok hoslarina gidecek. Guzel hikayeni bizlerle paylastigin icin tesekkurler.

*bewitched* said...

Ay ne güzel bi hikayeniz var öyle. Bir Ankaralı olarak bi anda Arı Koleji'ni, Ankara Kalesi'ni, Pirinç Han'ı gözümün önüne getirdim de kıs kıs güldüm hınzır hınzır. Hi hi :) Bu arada Akün Sineması vardı o zamanlar... Aslında çok yakın zamana kadar da vardı, artık yok... İçim buruldu. Biz de giderdik ortaokulda dersi asıp taa Beşevler'den kalkar.

Bu arada arşiv de çok güzel. Ben de saklarım herşeyi. Çöp ev olur muyuz sorusuna gelince... Korkarım evet! :)

pino said...

Tesekkurler Zinnur! sayende ben de yeniden yasadim gecmisimi:)
Bewitched'ciğim demek sen de Ankaralisin:)gercekten okulu asıp ta etrafta takılmak cok zevkliydi zaten sen de bilirsin fazla bir alternatifimiz de yoktu..baksana tum Ankaralilar farkli zamanlarda ayni yerlerde dolanip durmusuz hep:))

Selen said...

Tesadüfen bloguna ulastim. Çok güzel bir hikaye. Allah mutlulugunuzu daim etsin.

ne yazdı ne yazamadı said...

gerçekten çok güzelmiş...ben hep arda ve deniz i ikiz diye düşünmüşüm. çok güzel yaa hikayenin tadı damağımda kaldı.

aza said...

bunu ilk kez okudum :) pek güzelmiş vede duygusal:)))

ıvır zıvır... said...

'Bülo'm ve Ben Nasıl Tanıştık?''...
link vermişsiniz... iyiki vermişsiniz :D
çok hoş bir yazı .:)))))...
mimar olmayı istemiş olduğunuzu söylemiştiniz...:)..
burda da belirtmişsiniz ...
..
mimar değilsiniz ama sevdiğiniz işi yapıyor olduğunuza gerçekten çok hoş:)..
taaaa kaç yıl önceki bir yazı ama ... okadar hoş ki....
Allah her daim mutlu ve mesut etsin çocuklarınızla inşallah :)
saygılar...

Turkuaz Deniz said...

hep cok cok cok mutlu olun Pino' cum, cok cok cok cok...

uvakimono said...

çok duygulandım okurken..
allah sizi eşinize ve çocuklarınıza bağışlasın...

Cincüce Banu said...

Biletler hangi filme ait hatırlıyor musun Pino?

Nagehan said...

Blogunuzu zaman zaman ziyaret ediyorum, bu yazıya da 10. yıl postu ile ulaştım ve gerçekten çok şaşırdım. Çünkü bizim hikayemiz de Feycan Hamburger'e kadar aynı :)Ortaokul ve lise yıllarımızı aynı Anadolu Lisesi'nde geçirdik, hiç bir zaman aynı sınıfa düşmedik ve hala görüştüğümüz bir sürü ortak arkadaşımız var. Neredeyse dönemimdeki herkesle samimi olan ben, eşimle hiç bir zaman selamlaşmaktan öteye gitmedim. Liseden sonra aynı küçük şehirde aynı üniversitede okuduğumuz halde hiç karşılaşmadık. Ama mezun olduktan 2 yıl sonra bir akşam tesadüfen görüştük ve her şey başladı. Böyle bir hikayemizin olması çok hoşuma gidiyor. Sizinkini okurken de çok zevk aldım. Birlikte nice mutlu yıllar dilerim.

Eda (Bir Annenin Renkleri) said...

8 yıl sonra bu yazıya rastlamam?...
Nasıl heyecanla okudum anlatamam. Nasıl hayretle okudum bir de... Lise aşkı, üniversite flörtü, evlenip kavuşma, koli koli saklanan notlar, mektuplar, biletler; aralarında 2 yaş bile olamayan iki bıdık, hala aşk... Evrenin hikayelerinden birine denk gelmişiz biz. Bu blogta kendimi buldum! Görmeden de Pino'yu çok sevdim. Birgün tanımayı da kafaya koydum, hadi bakalım :)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...