Wednesday, December 31, 2008

Acil Kırmızı Don Hattı!!

Bu da 2008 yılının son hizmeti olsun :) Ne yapalım artık, dileklerimiz olsun diye her şeyi deniyoruz... Gece saat 12`de giymeyi sakın unutmayın!!!!!

Yılbaşı Promosyonu :)

Eveeeeeett, 2009 yılı için güzel dileklerimizi diledik, hayaller kurduk, umutlandık falan filan ama artık acı gerçekleri de görmenin vakti geldi. Bu yıl dokuzar gün dokuzar gün bayram tatillerini lüplettik ama 2009 yılı takvimini azıcık incelerseniz hiç öyle pembelere boyanmış tatil günlerine rastlayamayacaksınız!!! Neredeyse tüm bayramlar haftasonuna denk gelmişşş :(
Eeeee..o zaman ne yapacağız?? Biz de haftasonlarımız ile avunacak, kendimize küçük mutluluklar yaratacağız.. Yani bu yıl için sloganımız "Yaşasın Haftasonu" olacak:))) 
Not: Takvimin üzerine tıklayıp yazıcınızdan çıktısını alabilirsiniz:)

Tuesday, December 30, 2008

Dilek Ağacı

Bu sabah minik bir dilek ağacı çizdim, üzerinde minik şans kuşu ile birlikte.. Haydi istediğiniz dileği yazıp asın dallarına... Ya da fısıldayın minik kuşun kulağına ki gerçek olsun tüm düşleriniz...
Hepinize güzel bir yıl dilerim, sağlıkla ve mutlulukla:)

Monday, December 29, 2008

ANKARA!!!!!

Sabahtan bu saate kadar olumlu düşünceleri ve duaları ile beni yalnız bırakmayan tüm blog okuyucularıma, dostlarıma milyarlarca ve milyarlarca kez teşekkür ederimmmm:)))))))
Hepinizi çooook seviyorummmmm:)))))

Sinerji

2 uzman 2 kura yeri... Ankara ve İstanbul... Şimdi öğleden sonra kuranın çekileceği Samsun ilimize beynimizi yönlendirip ANKARA! ANKARA! ANKARA! diye düşüncelerimizi yoğunlaştırıyoruz:)))) Tabi yine de klasikleşmiş bir şekilde "Hayırlısı neyse o olsun"umuzu da ekliyoruz, 
ama 
ama
ama
N'OOOLUUUUUUUUURRRR ANKARA OLSUNNNNN!!!!!
Bir de geçen hafta sevgili Tuğba 'ya söz vermiştim ona bir şarkı hediye edecektim.. Aşağıdaki minik baloncukta sürpriz şarkısı onu bekliyor:)) Haydi bakalım hem dans ediyor hem de hep birlikte  "Ankaraaa, Ankaraaa güzel Ankaraaaa" diyoruz:)))) 
Not: Çekilecek olan kura Bülent'in askerlik kurasıdır. Tam bir yıl boyunca görev yapacağı ili seçecek..heyecandan belirtmeyi unutmuşum:))

Saturday, December 27, 2008

Fw: FW: [Mutlaka Okuyun!!] Çok Önemli!!!

Babam 70 yaşında emekliliğinin baharında bir delikanlı. Tüm vaktini bilgisayarının karşısında kelime oyunu ve mail okumakla geçiriyor. Mesaisi sabah 9'da başlıyor ve gecenin geç saatlerine kadar sürüyor. En büyük hobisi forward mail yollamak. En son çıkan teknolojik ürünler, duygusal sunumlar, fıkralar, organ mafyası, kaçırılan çocuklar, bankamatik hırsızlıkları, türlü dolandırıcılıklara karşı önlemler, güzel çocuk fotoğrafları, günün önemli olayları,sebze ve meyvelerin yararları... Hepsi babamın gün içindeki psikolojisine göre yollanır....Kime mi? Bana, abime, emekli arkadaşlarına, meslektaşlarına, koro tayfasına, komşulara...İlk başta pek üzerinde durmuyorduk ama doz arttıkça abimle benim sigortalar da atıyordu:) Üstelik ben her akşam mailleri okuyup okumadığım konusunda test bile ediliyordum. Tüm bunlardan sonra abimle küçük sitemlerde bulunduk babama....Mailler kesildi.
Artık sabah bilgisayarımızı ve ardından mail kutumuzu açtığımızda babamın mailleri ile karşılaşmıyorduk. İçimizi nasıl bir hüzün kapladı anlatamam...Farkında değildik ama o mailler babamın sağlığının ve keyfinin yerinde olduğunun bir göstergesiydi:) Yaklaşık bir hafta sonra neredeyse yalvardık babama "Lütfen bize en beğendiğin mailleri yeniden yolla!" diye:) Önce biraz nazlandı, ama sonra baba yüreği tabi dayanamadı...
Şimdilerde mi ? Pek mutluyuz abimle, forward maillerimize kavuştuk diye:))

Thursday, December 25, 2008

Anne olmak zor iş:)

Tüm anne kedilere hediye ediyorum bu şarkıyı , ben dinlerken çok güldüm. Umarım hoşunuza gider..
Kocaman sevgilerimle:)

Wednesday, December 24, 2008

Takıntılarım ve Ben

  Sevgili Çakıl'ım sormuş takıntılarımı. Tam da adamına yani:) Takıntılar benim için bir yaşam tarzıdır. Her yaptığım işin bir ritüeli vardır. Gerçi burada hepsini yazıp bunaltmak istemem ama ilk aklıma gelenleri sıralayım;
  Yeni alınmış kitap ve dergilerin sayfalarının kırışması! Beni öldürün daha iyi..Hele kapakları..Yanlışlıkla bir katlanıversin, dünyam kararır..Ne elime almak ne de o kırışıp buruşmuş halini görmek isterim..Belki de bu nedenle kitaplarımı ancak kıramadığım arkadaşlarıma veririm. Ama yıpranmalarına dayanamayacaksam hediye etmeyi tercih ederim:))
  Şehirlerarası otobüslerde bilet alırken sağ tarafın dördüncü sırasının cam kenarını almaya çalışırım. Hatalı sollama kurbanı olmamak için tabi:) Asla şoför arkasındaki koltuğa oturmam. Bilet bulamazsam beklerim, bir sonraki otobüsle giderim:)
  Markete gittiğimde Bilim Çocuk ve Meraklı Minik dergilerimizi en öne çıkartırım. kitapçılarda da sevdiğim yazarlar için aynısını yaparım. Bir de yeni kitapları koklamaya bayılırım.
  Makarna pişirirken haşlanma aşamasında tencerenin yarısını yerim..kalan yarısını da süzdüğümde yerim.. anlaşıldığı gibi makarna vazgeçemeyeceğim bir besin maddesidir!
  Kedi ve ay çizmek en büyük takıntımdır. Özellikle "ay" benimdir. Öyle yazılarınızda, çizimlerinizde gelişigüzel kullanmayınız lütfen:D 
  Yeni aldığım kıyafetleri ancak bir ya da birbuçuk yıl sonra giyerim. Çocukluğumdan beri yeni olanı hemen benimseyemem, bana ait olması için dolabımda demlenmesi gerekir:) Yani sürekli yeni kıyafetler alır ama hep eski şeyleri giyerim:) 
  Çizim yaparken, yolda yürürken, yemek pişirirken, bebeleri sabah uyandırırken sürekli müzik dinlerim. Müzik dinlemeden  yapamam, eğer sevdiğim bir şarkıya takmışsam tam takarım akşama kadar döne döne dinlerim:)
  Alışveriş yaparken birçok şeyi pahalı bulup değmeyeceğini düşünüp almaktan vazgeçerim. Çevremdeki insanları da bunaltırım çünkü onların da saçma sapan para harcamalarına içim elvermediğinden dolayı hep engel olmaya çalışırım:) ama iş boyalara, tuvallere, kağıtlara gelince tüm maaşımı kasada bırakabilirim:) 
  Bin tane özel iş için bin tane malzemem vardır. onlar kişilere özeldir, yapamasam da bir kenarda günlerinin gelmesini beklerler..ayrıca çalışırken dünyadan kopup giderim, birisi kazara yanıma gelip omzuma falan dokunursa ciyaklayarak yerimde hoplar kalp krizi geçirir ve geçirtirim:)
  Evet, malzeme biriktirmek ayrı bir hastalıktır benim için.. çalışma odamda adım atacak yer biraz zor bulunur bu yüzden..
  İleride garson olmak istiyorum. çok ciddi bir şekilde istiyorum hem de! Ama kimse bunu anlamıyor.. tek sorunum tepsiyi tek elimle taşıyamamak ama biraz pratik ile çözülebilecek bir şey olduğunu düşünüyorum:)
  Şu anda müthiş bir manzara var işyerimin penceresinden baktığımda. Bu kışın ilk karı yağıyor:) Keşke çizim yetiştirme derdim olmasa da saatlerce yürüyebilsem sokaklarda...

Monday, December 22, 2008

Minik Misafir!

Hislerimi en çok çizerek anlatabilirim ben. Sözcükleri etkili ya da tam olarak duygularımı yansıtacak şekilde kullandığımı söyleyemem. İşte Cuma günü de böyle sözcüklerle anlatamayacağım bir gündü benim için. Elinde minicik sarı lalesi ile Aşkım Naz ve annesi sevgili Nesrin ziyaretime geldi bizim ofise. O kadar duru, o kadar tatlıydı ki.. İnanılmaz yetenekli ayrıca. Ona dergimizi nasıl çıkarttığımızı anlatmaya çalıştım. Yazarlarımızla, grafik tasarımcılarımızla tanıştı. Onun geleceğe dönük planlarında ufacıkta olsa etkimiz olduysa ne mutlu bize! 
Bir de kısacık sürede yukarıdaki çizimi yaptı benim için:) Üstelik hayatında ilk defa photoshop programını ve çizim tableti kullanarak!! Eminim ileride çok başarılı bir çizer olacak Aşkım Naz. Onu buradan kocaman kucaklıyor ve en kısa zamanda yeniden görüşmeyi diliyorum:)


Friday, December 19, 2008

Geliyorlar:)

Tam 1.5 yıl oldu gittikleri..Şu anda yoldalar..Heyecanla tüm aile bekliyoruz onları..En çok da bizim bebeler yerinde duramıyorlar..Havada gördükleri her uçakta canım Chido'm ile dayıları Goga var zannediyorlar çünkü:) Yarın öğlen büyük gün!!! Sağlıkla gelin bir an önce...Mantıları hazırladık ona göre:)

Tuesday, December 16, 2008

Oyun Aşkı

Çocukluğumdan beri bayılıyorum masaüstü oyunlarına. İleride yani büyüdüğümde çeşit çeşit masaüstü oyun tasarlamak ve tüm çocuklara oyunlarımla ulaşmak istiyorum:)
Yukarıda sevgili Tuğba'cığımın yazdığı ve benim hayata geçirdiğim oyunu görüyorsunuz. Bu ay yayınlanan "Bilim Çocuk" dergisinde 40 cm'e 60 cm büyüklüğünde basılıp ek olarak verildi:) Oynamak isteyenlere duyurulur:D
Bir de şarkı eklemeyi öğrendim. Hemen onu da ekleyeyim ki tam olsun:) 

Sunday, December 14, 2008

İşimiz Peptidlere Kaldı!

Hayatım boyunca beceremedim bakımlı ve düzenli olmayı. Tamam, kabul ediyorum denedim. Ama hiçbir zaman sürdüremedim. Geçen gün alakasız bir şey almak için gittiğim alışveriş merkezlerinin birinde keklik gibi avlandım yine. Şunu öncelikle belirtmeliyim ki şu parfüm ve krem gibi şeyler satan yerlerdeki elemanları sanırım özel bir eğitimden geçiriyorlar. Nasıl olduğunu bile anlamadan kendimi kasada kredi kartımı uzatırken buluyorum:) Olay şu şekilde gelişti. Ben masum masum vitamin hapı almak için şu magic woman, one a day, cart curt hapları ile birlikte bin tane ürün satan bir mağazaya girdim. Kremler dikkatimi çekti. Kazara sordum bir tanesini. Oradaki görevli atladı tabi üzerime.
Satış Elemanı: " Hmmm... sizde gülmekten dolayı oluşan mimik kırışıklıkları var."
Pino: "Yaaa! bakayım...evet galiba var.. bunu engelleyecek bir kreminiz var mı?"
SE:"Olmaz mı!!.. Bakın bu gündüz, bu gece, bu gözaltı, bu dekolte, şu ise güneş koruyucu faktörlü dudak için kremlerimiz, temizleme jeli ve de tonik ise şunlar"
P: " Pardon ama içime fenalıklar geldi.. Şunun hepsinin bir arada olduğu birşeyiniz yok mu? "
SE: "Yani siz bilirsiniz tabi. Bir de şu peptidli kremimiz var. 30 yaş üstü için veriyoruz. Gündüz ve gece kullanabilirsiniz. Ama kış için. Yazın ağır gelebilir"
P: " Fiyatı nedir bunun"
SE: " Bıdı bıdı bıdı"
P: " Yok artık! Ne var bunun içinde sorabilir miyim?? Biraz pahalı değil mi??"
SE: " Bunlar ithal. Dolar üzerinden malesef."

Bu sırada her zaman olduğu gibi düşünce balonları gözümün önünde uçuşmaya başlamıştır. Yıl 2028. Bülent ile işyerinin yıllık düzenlenen yemeklerinden birine gitmişiz. Kapıda karşılayan meslektaşı büyük bir neşeyle yaklaşır. "Ooooo, Bülent Bey hoşgeldiniz! Anneniz hanımefendiyi de yanınızda getirmeniz ne büyük bir incelik!"
Bunu duyan Pino'nun gözleri önce büyür sonra da kızarır. Çantasındaki tavayı çıkarıp adamcağızın kafasına indirirken " Münasebetsiz seni! Anneniz hanımefendiymişşş!! Eşiyim ben onun eşi.. Aaaah aahh, vakti zamanında o hanım kızın bahsettiği peptidli kremlerden kullanacaktım da o zaman görecektin sen beni! Neyse gidelim buradan Bülent'ciğim..İştahım kaçtı birden !"

Günümüze dönmüşüzdür. Yani denemekten ne zarar gelir ki diye düşünerekten kasaya doğru ilerlenir. Yine tonla para üç gün kullanılıp unutulacak bir kreme dökülür.
Ama hayır:)) Bu sefer üç haftadır düzenli kullanmayı becerebildim:))) Gerçi arkadaşlarımın boğazını sıkıp gençleşmiş miyim, fark var mı, dokun bak.. gibi sorularla bunaltsam da ben yine aynı benim galiba:) Ama uzun vadeli düşünmek lazım. Belki hemen etkilemiyordur da bir iki yıl içinde anlaşılıyordur:)))
Ooooof ooooff...Şu kırışma işi olmasa yaşlanmak keyifli bir şey olacak ama olmuyor malesef.. Ayrıca ben yaşanmış yıllarımdan gurur duyuyorum edebiyatına da inanmıyorum. Kimse yaşlanmak istemez..ama kaçınılmaz sonumuz bu olduğu için kendimizi kandırıyoruz böyle düşünerek. Yani mümkünse yaşanmış yıllarım resimlerimde kalsın çizgi olarak. Ben ise hep genç kalayım..Olamaz mı :)))

Tuesday, December 02, 2008

Şafak 364:)

Niyetim bebelerle birlikte yollamaktı ama sanırım yaş limiti var bu işlerde:))) Neyse, bir yıl nedir ki??.. çabucak geçer değil mi:) 
Ağlamayacağımm..ağlamayacağımm...kesinlikle ağlamayacağımmm..hick...
Edit: Dün gece yolladık Bülo'cuğumu.. Hatta minicik bir parti bile yaptık:) Gece 12'de otobüse bindirip gözden uzaklaşana kadar el salladık:)...Artık gün sayma zamanı.. Buradan bizi yalnız bırakmayan tüm arkadaşlarımıza sonsuzzzzz teşekkürler ederimmm:)))

Thursday, November 27, 2008

Yine Raflardayım!

Bu öğlen çektim yukarıdaki fotoğrafı. Yolda yürürken çok mutlu oluyorum çizdiğim kapağı büfelerde görmekten:) Sanırım işimin en keyifli yanlarından birisi de bu.. 

Wednesday, November 26, 2008

Bir Reklam:)

Bu sabah güne yukarıda gördüğünüz " Granna" masa oyunlarını oynayarak başladık:) Hepsi 3-8 yaş grubu çocuklar için hazırlanmış. Hatta bazı oyunlar 2 yaş grubuyla bile oynanabilir ki biz özellikle oynayıp pek bir keyif aldık:) 
Ankara'da Panora, Armada, Real'daki Locopoco'larda, Kızılay'daki Dost'ta ve Ankamall'daki Toyiki'de satılmakta.
Ben bu haftasonu "Çuvaldaki Kedi"yi alacağım:) Çocuğu olan herkese tavsiye ederimmmm:)

Monday, November 24, 2008

Freddie'siz Geçen 17 Yıl!

Bugün muhteşem sesi ve yorumuyla birçok insanın kalbinde özel bir yeri olan Freddie Mercury'nin ölüm yıldönümü. 
Benim 15 yaşındayken harçlıklarımı biriktirerek sahip olduğum ilk kasetim Queen'in kasetiydi. Tam 16.000 lirayı denkleştirerek Kızılay'daki bir pasajdan alıp eve nasıl uçtuğumu dün gibi hatırlıyorum.
Geçmişe dönüp baktığımda Queen'in şarkılarıyla büyüdüğümü söyleyebilirim. Benim için yeri doldurulamaz olan Freddie'ye kocaman sevgilerimi yolluyor, bu haftayı Queen haftası ilan ediyorum. Tüm blog okuyucularına da en sevdiğim şarkılarından biri olan Innuendo 'yu hediye ediyorum...

Thursday, November 20, 2008

Yuppiiii:)))

(Bengi Gençer - Taş Üzerine Yağlıboya 8cm x 7cm MS XXI.yy , Ankara)
En iyi arkadaş canınızın sıkkın olduğu bir günde sımsıcak uyuyan kedisiyle içinize mutluluk katandır:))
Teşekkür ederim Bengi'ciğimmmm İyi ki varsın:))))

Tuesday, November 18, 2008

Sürüden Ayrılanı Kurt Kapar

Muhteşem bir şeydir sürüden olmak. 
Çünkü sürüden olanların yaşamlarının başı belli, ortası belli, sonu bellidir. Risk yoktur, mutluluk sabittir. Huzurludur, güvenlidir...
Sürüden ayrılanlar türlü saçmalıklar denizinde boğulurken meydan hep sürüdekilere kalır.  Bu hayatın değişmez kuralıdır.
Sürünüzü kaybetmemeniz dileğiyle:)

Çocuk İstismarına Son

Bugün sevgili Pelin Tüzün'den bir e-posta aldım. Kısaca yazdıkları aktarmak istiyorum:
"Biz bir avuç annenin artık, başta son olaylar olmak üzere, çocuk tacizleri konusunda ve suçluların bir şekilde(!) yırtmasından, sonra da çok büyük halt becermiş gibi televizyon televizyon dolaşıp zafer kazanmış muzaffer komutan edası ile söylemlerde bulunmasından fena halde midesi bulanmaya başlamıştır. Amacımız biz endişeli annelerin sesini mümkün olduğunca duyurmak ve çocuk istismarı konusunda yasalarımızda gerekli düzenlemelerin yapılmasını sağlamaktır. "
Başlattıkları kampanya'ya katılmak isteyenler için linki ekliyorum. Ve çocuklarımız için güvenli, huzurlu, mutlu bir gelecek diliyorum.

Thursday, November 13, 2008

Blues Zamanı :)

19. Efes Pilsen Blues Festivali  bu haftasonu Ankara'da:) Acayip yoğun geçen bir haftanın ödülü olacak bu bana.. Teşekkür ederim Meltem'cimmmmmm:) 
Not: Bu gece dolunay var!!! Keyfini çıkartın:)

Tuesday, November 11, 2008

Seramik Atölyesi İlk İşler

Dört kişiden oluşan seramik ekibimiz bugün çok sevdiğim bir arkadaşımın katılımı ile beş kişiye ulaşacak. Her hafta iple çektiğimiz derslerin ilk ürünleri çıkmaya başladı:) 
Fotoğraftaki muhteşem rölyeflerimizin orijinallerini Anadolu Medeniyetleri Müzesinde görebilirsiniz:) Şimdilik teknik öğreniyoruz, çok yakında kendi tasarımlarımızı yapmaya başlayacağız. Kurumaya bıraktığımız sanat eserlerimiz konusundaki en büyük korkumuz ise içlerinde hava kabarcığı kalması. Eğer minicik bir kabarcık kalırsa bu eserinizin fırınlanırken parçalanmasına neden oluyor:( 
O nedenle başlarına bir iş gelmeden eserlerimizin fotoğraflarını çektiği için sevgili Defne'ye buradan kocaman teşekkürlerimi iletiyorum:) Özge'ye ise bir an önce blogunu güncelleyip eserini sergilemesini rica ediyorum:D

Monday, November 10, 2008

Benim Minik Vincent'ım:)

Arda öyle çok resim yapan bir çocuk olmadı hiç. Bende kesinlikle bu konuda onu zorlamadım. Çoğu zaman beni izlemeyi tercih etti. Son zamanlarda ise bu durum değişti. Artık çok büyük keyif alıyor resim yapmaktan. Bu resimi dün benim için yaptı:) Yaptığı resimlerde hep iki güneş oluyor. En çok maviyi seviyor. Bir de kayık çizmiş benim için:) Üzerimizde siyah kuşlar, açılıyoruz sonsuzluğa oğluşumla:) 
Bende Arda'cığıma akşam birlikte dinlemek üzere sevdiğim bir şarkıyı hediye ediyorum:) Minik Vincent'ım benim:D

Saturday, November 08, 2008

Hayatta Atamam!!!


Biriktirmeyi çok severim. Hayatta hiçbir şeyi çöp tenekesine tek seferde attığım görülmemiştir.
Kendi atıklarım dışında başkalarının atıklarına da musallat olduğum çoktur. Mesela "Aaaaa..Atılır mı canım o çöpe!!" cümlesi en çok kullandıklarım arasındadır. Bu konuda en iyi anlaştığım kişi Zuu'cuğumdur. O da biriktirmeye bayılır. Her objenin (kesinlikle çöp değil:) mutlaka bir zamanı vardır. Bekler bekler ve bir sanat eseri olarak karşımıza çıkar.
Arada birbirimize ikramlarda bulunuruz. İtiraf etmeliyim o bu konuda çok daha cömerttir:)
Örneğin, öğle aralarında içtiği San Pellegrino maden sularının kapaklarını benden hiçbir zaman sakınmamıştır:) Oysa şu an utanarak yazıyorum ki geçen hafta istediği teneke konserve kutularını "Bana lazım!" diyerek evden getirmemiştim :( (Ayrıca elinden kaptığım hazır düzleştirilmiş çokomel folyolarını saymıyorum bile!)
Tüm bu cimriliklerime rağmen geçen Cuma sabahı saat sekiz buçuk civarlarında Zuu'cuğum bana büyük bir sürpriz yaptı.

-Zuu: Sana mükemmel bir parça getirdim Pino'cum!
-Pino: Gerçekten mi:)) Nedir o?

Zuu montunun cebinde sakladığı Niğde Gazozu şişesini çıkartır:)

-Pino: Nereden buldun bunu Zuuuu:) (Gözler ışıldamış bir şekilde:)
-Zuu: Bizim mahalle bakkalında satılıyor. Doğa kasa kasa alıyor. Haftaya kapaklarından da getiririm.
-Pino: Teşekkür ederim Zuu'cuğum, bu iyiliğini unutmayacağımm:)))

Tabi şişe hemen çekmecemdeki yerini alır. Bu arada o çekmecedeki herşeyin yerini gözlerim kapalı bilirim ben. Ceviz kabuklarım nerede, meyve çaylarım nerede, sevdiğim kartlar, yapıştırıcılarım, güneş izleme gözlüğüm, tabletimin kalem uçları, kullanım klavuzlarım.... Bir gazoz kapağı bile eksilse anında fark ederim:)
Bu konuda ileride ne olurum bilemiyorum.
Ama şunu biliyorum ki yaşlandığımda çevremdekiler benden gizli gizli çöpe atacaklar tüm hazinemi:))
Yani şimdiden önlemimi almalıyım değil mi:))

Friday, November 07, 2008

İyi ki Geldin:)

2004 yılının soğuk bir Mart sabahı. Kucağımda Arda 5 aylık. Sıcak yatağında mutlu mesut uyuyan Bülo'cum dürtülür.
- Bülent uyan! 
- Ne var ? Ne oldu? (Kafayı yarım gözlerle kaldırarak)
- Ben hamileyim..
- Hadi yaa.. (uykuya devam)
2 dakika sonra faltaşı gibi açılmış gözlere -Neeee emin misin? sorusu gelir tabi:)
Zaten bu faltaşı gibi açılmış göz olayı hamileliğin sonuna kadar devam eder:))
Yarın şu yukarıda gördüğünüz yakışıklı 4 yaşını bitirecek:)
İyi ki geldin Deniz'ciğim:) Seni çok seviyorummmmmmmm:)
Not: Fotoğaf bizim bebelerin amcası sevgili Levo'cuğumuz tarafından çekilmiştir:)

Wednesday, November 05, 2008

Yarım Kalan İşler Mezarlığı

Bazı şarkılar bisiklete ne çok yakışır. Kulaklarınızda dönen şu şarkı eşliğinde bisikletle yokuş aşağı, gözleriniz kapalı, kollarınızı açmış bir şekilde rüzgarı kucaklamak (tabi Melekler Şehri filmindeki Meg Ryan gibi kamyona yapışmadığınız sürece:) harika olurdu değil mi...
Bu çizimi tamı tamına 1 yıl önce yapmıştım. Kedisi ile birlikte ağaç ağaç gezen küçük bir kız çocuğunun hikayesiydi. Resimli kitap olacaktı ama çoğu işim gibi YKİM dosyasına kaldırıldı. YKİM ne mi?? Yarım Kalan İşler Mezarlığı'nın kısaltılmışı:) 
Bu dosyada bulunan işlerimi emeklilik dönemimde tamamlamak üzere rafa kaldırıyorum. Hem o dönemlerimi de düşünmeli, beni yaşama bağlayan bir şeyler bırakmalı değil mi:)
O zaman ne yapıyoruzzz...linkini verdiğim şarkının sesini açıp "soooooo Pinooo can wait, she knows it's too late as she's walking on by...la lal laalaaaaaa:) şeklinde sözlerini azıcık değiştiriyoruzzz:)

Saturday, November 01, 2008

Çeken Bilir:)))








Zaten iki gıdımcık olan uyku süremi de bu şekilde bir mücadele ile geçiriyorum. Tabi ki sondan bir önceki kare sadece bilinçaltımdan ürettiğim bir çözüm yöntemi:)) Bu işin hallolması için bir operasyon varmış. Ama sevgili Bülo'cuğum bunu hiçbir şekilde kabul etmiyor. Değil operasyon, horladığını bile kabul etmiyor ki:)))
İşim zor yani.. İşin kötüsü Arda 'da horluyor:) Yani odadan kaçmak da çözüm değil. Anlayacağınız yakında ailecek Ankara Çoksesli Koro'sunu kurabiliriz:))

Friday, October 31, 2008

Uyumak İsterdim!!!!

Tembel hayvanları bilir misiniz??
İşte ben bazen sevimli bir tembel hayvan olmak istiyorum:)) Şöyle bir dala tutunmayı ve günde yaklaşık 17 saat uyumayı düşlüyorum:) O kadar tatlılar ki yere indiklerinde dakikada en fazla 30 cm ilerleyebiliyorlar:) 
Günde en fazla 5 saat uyuyan bir insan için garip bir istek değil, di mi:)))

Tuesday, October 28, 2008

SüperPino Biraz Yorgun!

Bugün yazı yazacak havamda değilim:) Zaten günlerdir güncelleyemediğim blogum nedeniyle tüm moralim çökmüş vaziyetteydi. Erişime yeniden kapanmadan şu çizimimi yükleyim bari.. İki günümü fiziksel ve ruhsal dinlenmeye ayıracağım. Bir de beni (bizi:) çok heyecanlandıran bir proje üzerinde çalışıyorum. Ama şimdi ne yazık ki ne olduğunu yazamam :) 
Şimdilik Herkese Kocaman Sevgiler!!
Ve de tüm bloggerlara geçmiş olsun, bir daha böyle çağ dışı uygulamalara maruz kalmayalım dileklerimle...
 

Sunday, October 26, 2008

Fare Deliğinden Sesleniyorum!!

Bloguma girmek için bir fare gibi yeraltından gizli gizli ilerliyorum. İnce borulardan,tünellerden, karanlık odalardan geçiyorum.
Kimseye çaktırmadan bir zamanlar benim olan renkli, sevimli odama ulaşıyorum. Ama içimde her an bir korku var. Bir sonraki anın ne olacağını kestiremiyorum.. Herşey olabilir. Belki yarın Photoshop'u açtığımda bu programa erişiminiz mahkeme kararıyla engellenmiştir yazısı ile de karşılaşabilirim. Komik geliyor değil mi?? Ama olmayacağına kim garanti verebilir??
Not: Çizim tabi ki yapmıştım ama bu fare deliğinden yüklemeyi başaramadım :(

Wednesday, October 22, 2008

Zuu'nun Mutfağı


Sevdiğim insanların yaşamlarına resimlerimle sızmayı çok seviyorum:) Bu günden itibaren her sabah saat 06:30'da sevgili editörüm Zuu'cuğum güne Pino'nun mavi mutfak kedisi ile başlayacak:))) Umarım bu kedi ona bol bol neşe, mutluluk ve enerji getirir.
Bu arada merak edenler için yazıyorum, neredeyse kendim kadar olan ve boya boya bitiremediğim tablom halen devam ediyor.. Bitince onu da yayınlayacağım. 

Friday, October 17, 2008

Sanat Molası

Tam 24 saat sürecek İstanbul gezimiz bu gece 22:30 da başlıyor:) 4 tasarımcı ve 2 bilim yazarı İstanbul'da diğer 3 tasarımcı ile buluşup tüm gün sanat gezisi yapacaklar:)) şu ve şu programın bir bölümünü oluşturuyor.
Yaşasın kısa yolculuklar, yaşasın sanat :))))

Wednesday, October 15, 2008

Sabırsız Bebeklerin Sitesi

Sevgili Deniz'in çok büyük emek ve özveri ile hazırladığı Prematüreyiz Biz sitesi tasarımı yenilenerek son halini aldı. Prematüre bebek büyüten annelerin bilgi alışverişi yapabilecekleri, psikolojik destek alabilecekleri yararlı bir web sayfası. 
Aslında bir anlamda sabırsız bebeklerin, minik savaşçıların sitesi..
Buradan Deniz'e eline sağlık diyor ve sonsuz sevgilerimi yolluyorum..

Tuesday, October 14, 2008

Dolu Dolu Haftasonu :)

Bu haftasonu Cuma akşamından Pazar geceyarısına kadar çok hızlı bir tempoda ve sürekli koşturarak geçti. İlk olarak Cuma gecesi daha önce haberini verdiğim Alman Kültür Merkezi'ndeki çocuk illüstrasyonları sergisinin açılışı ve devamında çok değerli Türk ve Alman çocuk kitabı yazarlarının hem kendi çocukluklarını hem de çocuk edebiyatına bakış açılarını dinledik. Panelin tek talihsizliği bu konuda hiçbir bilgisi ve birikimi olmayan Abbas Güçlü'nün davet edilmesiydi. Kendisi sadece muhalefet olma adına en ufak bir mantık kırıntısına sahip olmayan düşüncelerini bir saniye bile nefes almadan ardı ardına sıraladı. Sinirlendiğim nokta davet edilen çocuk edebiyatı yazarlarını çok daha fazla dinleyebilecekken sınırlı zamanımızın bu gazeteci bey tarafından boşuna harcanmasıydı. Umarım bundan sonra kendisi ile hiçbir panelde karşılaşmayız çünkü kendisine bir saniye bile tahammül edebileceğimi sanmıyorum:) Zaten çıkışta sevgili Bengi'ciğim sağolsun bana yol boyunca terapi yaptı :)
Cumartesi sabahına ise çok güzel bir şekilde başladım. Yazılarımı uzun zamandır takip eden sevgili Günlük Süt bizimle birlikte seramik atölyesine gelecekti:) Sabahın erken saatlerinde ıssız bir sokakta karşılaşıp birbirimizi tanıdık :) Ben aynen çizdiğim gibiymişim dediğine göre :)
O da daha önceden tahmin ettiğim gibi çok şeker, çok tatlı bir insan. Sanki yıllardır tanışıyormuşuz gibi hissettim karşılaşınca. Zaten sonrasında hemen Bengi'nin kapısına dayandık:) Onu da alıp atölyeye kısa bir yürüyüş yaptık. Üç saatten fazla seramik çamuru ile oynadık:) O kadar rahatlatan birşey ki anlatamam, insanın tüm negatif enerjisini çekip alıyor. Hocamız Hacettepe Seramik bölümünden çok cici bir kız. İlk gün için bize sucuk yöntemi ile obje yapmayı öğretti. Şu an çalışmalarımız büyük bir gizlilikle sürdüğü için sergileyemiyoruz:)
Buradan çok tatlı Günlük Süt'cüğümüze bize katılıp hayatımızı renklendirdiği için çoook teşekkür ediyoruz:) Bu Pazar gününü de iple çekiyoruz:)
Cumartesi öğlen ise bizim bebeler ve kuzenimin bebeleri Maya ve Timur ile çizim çalıştayı yaptık:)) Maya resim yapmayı çok seviyor. Arda ile de kreşten sınıf arkadaşı aynı zamanda. Tüm öğleden sonra onlarla birlikte hem çizdik hem boyadık sonrasında ise bir sürü değişik oyunlar oynadık. Mesela ben Arda ile Maya'yı Afrika'nın balta girmemiş ormanlarında aslan yaptım:) Deniz ise onları görünmeden takip edip fotoğraflarını çeken doğa fotoğrafçısı oldu. Günün sonunda evin durumu ise gerçekten balta girmemiş orman görünümündeydi:)
Pazar sabahı ise ufaklıkları bir sürpriz bekliyordu. Canım Kiki'ciğimin dış mekanda gerçekleştirdiği moda çekimine davetliydik:) Bizim bebeler hayatlarında ilk defa moda fotoğraflarının nasıl çekildiğini gördüler. O kadar çok uslu durmalarını tembihlemişim ki beni bile şaşırttılar bu konuda. Kiki'm yine birbirinden muhteşem tasarımlarını çok sevimli bir ortamda görüntüledi eşiyle birlikte. Eminim yakın zamanda sergiler blogunda. 
Pazar öğleden sonra ise bebelerle birlikte yemek hazırlayıp Arda'nın seçtiği "Ratatouille" filmini izledik. Neyse ki konu yemek olunca film aşkına benim pişirdiğim tüm yemekleri de silip süpürdüler :) Üstelik yemeden önce de gözlerini kapatıp koklayarak yorum yapıyor minik zibidiler:) 
Pazar gecesi Deniz ve Arda nihayet! uyuduktan sonra üzerimden tır geçmiş gibi hissediyordum. Ama dinlenmeli bir sonraki gün için enerji toplamalıydım:) Sanırım onlar büyüdükçe ben de kendime yeni enerji kaynakları bulmalıyım. Çünkü zaman geçtikce hızlarına yetişemediğimi görüyorum :) 
Bu arada sevgili arkadaşım Emre sitesinin tasarımında düzenlemeler yaptı. Ev hediyesi olarak onlara minik bir siber kedi hediye ettim:) Uğur getirmesini diliyorum buradan:))

Friday, October 10, 2008

Mutlaka Gidilmeli !!


Elif'ciğim çok güzel yazmış tüm bilgileri:) Çocuk kitabı resimleme konusuna ilgi duyan herkesin katılması gerektiğini düşünüyorum. 
Yer:Alman Kültür Merkezi
Tarih:10.10.2008
Saat:18:30

Thursday, October 09, 2008

Mutfak Kuşları

Ben bu bayram tatilini burun çekerek, öksürerek aslında tam anlamıyla sürünerek geçirirken Çakıl'ım ise taa İstanbul'lardan gelip her gün her gece alemlere akarak gününü gün ediyordu.. Çok kıskandım tabi:) Hemen bir plan yapıp bebeler annemlerde uyuduktan sonra onu alıp kendi evime kaçırdım. Yol üzerinde uğradığımız Dost Kitabevi'nden tanesi 3 liraya inmiş olan bir sürü DVD aldık, yanına da ilaç niyetine bir şişe şarap:) 
Neyse, hemen hızlı bir yemek hazırlığından sonra battaniyelerimizin altına büzüşüp önce üçüncü sınıf bir amerikan filmi izledik. Daha sonra tırsık Çakıl'ıma David Lynch'in Kayıp Otoban filmini koydum. Korkudan sürekli gözlerini kapattığı için uyuyakaldı:) Üç dört kez dürtüp uyandırmama rağmen tam olarak başarılı olamadım. Film yarım kaldı :(
Ertesi sabah kahvaltıdan sonra bir süre miskinlik yaptık. Ben ona damla sakızlı Türk kahvesi denettim. (Gelen her misafirime silah zoruyla içiriyorum vallahi, ben sevdim ya herkes sevmeli:)
Kahvemize güzel bir müzik ve bol bol dedikodu eşlik etti:) Sonrasında ise o yine alemlere akmaya gitti ben ise bebelerimin yanına:)) 
Gelecek sefer o korku filmi bitecek Çakıl Hanım:) Öyle korkarım morkarım yok tamam mı:)

Wednesday, October 08, 2008

Seramik Atölyesi Heyecanı :)

Nedense hep aklımda olan ama sürekli ertelediğim bir hayalimi gerçekleştiriyorum bu Cumartesi günü. 
Bengi ve Tuğba ile birlikte seramik atölyesine gidiyoruz!! Bir sürü taslaklar hazırladım. Çok keyifli olacak eminim ki.. 
Bir de son bir haftadır bende başlayan bir heykel aşkı var. Belki de zaman içerisinde taslaklarım kocaman heykeller olurlar:) Zaman içerisinde dediysem şöyle bir on onbeş yıl içinde tabi :)))

Monday, October 06, 2008

Siyah Beyaz Bir Aşk Filmi

Akşam işten çıkıp annemlere gittiğimde babamı beşbin küsur fotoğrafla boğuşur halde buldum. Hepsini teker teker elden geçirip albümlere yerleştiriyordu. Kendisi gençliğinden beri fotoğraf çekmeye çok meraklı olduğundan aile bireylerimizin tamamının neredeyse fotoroman olacak sayıda fotoğrafı mevcuttur. Tabi bu beşbin küsur fotoğraf sadece 2000'li yıllara kadar olan ve tab edilmişlerin sayısı. Daha sonra dijital makinalarla çekilip CD'lerde saklananları saymıyorum bile..
Neyse, bende hemen daldım kutuların arasına.. Gerçekten çok eğlenceliydi geçmişe yolculuk yapmak. Sonra bizimkilerden eski fotoğraflarını tarayıp bloguma koyma iznini aldım. Babamla yaklaşık yarım saat en yakışıklı fotoğraflarını seçtik, aralarından elemeler yaptık :) Tabi komik konuşmalar da geçti aramızda bolca, mesela babam,
"Bak görüyor musun balık fosilini, al bunu da koy" diye uzattığı fotoğrafı
"Baba saçmalama yaaa, ne alaka şimdi balık fosili romantik resimlerin içinde.." derken ben,
"Sen biliyor musun kaç yaşında bu fosil!!"
şeklinde azarı yedim yani:)
Uzun süren çalışmalar sonucunda aşk hikayelerini üç evreye ayırarak bu zorlu işin içinden çıktık:)
Tabi ben fotoğraflara bakarken annemin her daim yapılı saçları, şık elbiseleri, pırıl pırıl halleri, babamla birbirlerine aşkla bakışları çok iç geçirmeme neden oldu. Ne güzel, ne masummuş o dönemler.
Keşke ben de o yıllarda yaşasaymışım. Şimdiki zamana bakıyorum da her şey ne kadar hızlı, özensiz ve yapay geliyor insana.
Hani geçmişe özlem duyar ya insan, ben ise hiç varolmadığım bir geçmişi özlüyorum:) Ne tuhaf!

Sunday, September 28, 2008

Pino'nun Ağaç Evi

Tüm bayram tatilini grip olmuş bir şekilde yatakta geçirdim. Bu sabah kalktığımda yaptığım ilk şey yarım kalmış bu deseni boyamak oldu. Gazete kağıdından ağacımı keserken Arda ve Deniz tam olarak sevinçten çıldırdılar. Çünkü onlara da kağıt makasları ile birlikte bir tomar gazete kağıdı verdim. Kendilerinden geçerek değişik desenler kestiler.. Şu günlerde en çok sevdikleri şey çalışma odama türlü bahanelerle sızıp beni izlemek. Umarım ileride onlar da sanatın bir dalı ile ilgilenirler...
Herkese kocaman sevgiler..
Kış uykuma geri döneyim ben:)

Thursday, September 25, 2008

Büyümek

Artık aynaya baktığımda ben eski ben değilim.. Turuncu saçlarım, peşine düştüğüm hayallerim yok artık.. Şu an bu durum mutluluk veriyor bana.. Her şeye sünger çekmek, yeni bir hayata başlamak istiyorum..
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...