Dağınık bir insanım kabul ediyorum. Önemli belgeleri kaybetmekte de ustayımdır. Annem ise tam tersimdir. Arşivcidir yani. 1988'nin Temmuz ayının ödenmiş elektrik faturası lazım deyin şak diye çıkarıverir. Bizim evde ise bu ayın faturası bile nerededir bilinmez. Dipsiz bir kuyu gibi... En son marifetim ise Arda'nın aşı kartını kaybetmek oldu. Bakacaktım en son ne zaman ne yapmışız diye.. Tabi ki yok..Bulamadım. Anneme bunu söylediğimde koşup benim aşı kartımı getirdi:)) Otuz küsur yıldır saklamış:)) Allahım yaaa..bebekken olduğum tüm aşılar kilom boyum hepsi kayıtlı:)) Zaten sonrasında diyecek birşey kalmadı :) Aşı kartımı sevinçle aldım ve Arda'nın kartını aramaya yollandım.. Ama ne yazık ki hala bulamadım:))
7 yaşında küçük bir kız çocuğu iken çizdiğim karikatür.
Masallar hep böyle başlar değil mi? Mesela ben çocukken hiç anlamazdım bir varmış bir yokmuş ne demek diye..Galiba bu yaşımı beklemem gerekmiş anlamak için.. Bir de yok olmak var olmaktan daha kolaymış ki bu da ayrı mesele...
Bilenler bilir, bilmeyenler için kısaca özetlemek gerekirse Six degrees of separation olayı ile bu dünyada yaşayan ünlü ünsüz tanışmak istediğimiz insan ile aramızda sadece 5 kişi bulunmaktadır. Yani şimdi benim pek çok sevdiğim Johnny Depp'e ulaşmak için üniversiteden arkadaşımın amcasının, çocuklarının bakıcısının, görümcesinin, eltisinin oğluna (yani Johnny'nin şoförüymüş kendisi:) bir mail atmam yeterli olacaktır:)))
He's a pirate - Pirates of the Caribbean OST
(Not1: Kişiler tabi ki kurgu, Johnny ile tanışmak ise bir hayaldir o ayrı mesele:) böhü:))
(Not2: Omuzumdaki tukan papağan çizmeye üşendiğim için Bilim Çocuk çizimlerimden araklanmıştır)
Ne şanslı bir blogum ben!! Neden mi?? Çünkü "gerçek" kedi izleyicilerim var. Sevgili Oya'nın tatlı kedisi Cancan gibi:) Şimdi Cancan'ın bu içten yazısını okuyup duygulanmamak, ona bir arkadaş yollamamak olur mu? Tabi ki olmaz..
Al bakalım Cancan'cım, sana mavicik bir kedi yolluyorum, karla kaplı Ankara sabahından...
Tombe La Neige - Salvatore Adamo
Not: Bir de Ukturk BlogMania sitesinde beni tanıtmış sağolsun. Okurken işyerinde bir havaya girdim bir havaya girdim anlatamam:))) Şu an uçan balon gibi ofisin tavanında dolanıyorum, her an pencereden uçup kaçabilirim :D
Fulya'cım en sonunda blogunu aktif hale getirdi:) Ne kadar mutlu olduğumu anlatamam. Kısaca bilgi vermem gerekirse Fulya "Meraklı Minik" dergimizin grafik tasarımcısı. Ama tek özelliği bu değil! Aynı zamanda Çağdaş Yunan Dili ve Edebiyatı bölümü mezunu ve dilimize kazandırdığı üç tane kitap var. Bunlardan sonuncusu Literatür Yayıncılık'tan çıkan Kurşunkalem Fabrikası .
Arkadaş Yayınları'ndan çıkan İlyada ve yine Literatür Yayıncılık'tan çıkan Rebetiko'da Fulya'nın dilimize kazandırdığı eserler arasında.
Buradan kendisini pek çok tebrik ediyor, bu akşam Kurşunkalem Fabrikasını okumaya başlayacağımı heyecanla haber veriyorum:D
Not: Yukarıdaki çizimde Yunanca "Benim adım Pino" yazdım, tabi ki Fuly'min yardımıyla:)
Vaporaki (Bornova Vapuru) - Muammer Ketencoğlu
Not: Buradan röportajını okuyup çok gurur duyduğum Kiki'me de binlerce öpücük yollamak istiyorum:)
Bu resmi 1982 yılında çizmişim. Yani 7 yaşındayken. Hani bakınca bahçeli bir ev, sokakta oynayan abi figürü (Tim takma adı takmışım nedense:), bahçesinde çiçekler falan.. "Klasik çocuk resmi işte!" demeyin sakın. Bu ev, Ankara'lı olanlar bilir, Ümitköy semtinde bulunan Beril Sitesinin resmidir. Tabi ki o zamanlar inşaat halindeydi kendisi. İçinde babamın da bulunduğu MTA'lı çalışanlar tarafından kurulmuştu. Yıllarca ev taksiti ödediğimizi hatırlıyorum çocukken. Tabi hep hayali kurularak çekilen sıkıntılar, hep bir sonraki bahara kalan taşınmalar..Ama bir türlü taşınamadık biz bu eve. Kuralarda çıkmayınca sinirlenip üyelikten ayrılan babam bir kaç kooperatif daha gezdikten sonra ancak Beril Sitesine komşu olan apartmanlardan ev sahibi olabilmişti ki bu da benim Lise dönemime denk gelir. Yani ben bir kooperatif çocuğu olarak büyüdüm uzun lafın kısası:)) O nedenledir ki kooperatiflere karşı içimde gizli bir nefret vardır. Çünkü kooperatif demek ertelenen hayaller demektir benim için.. Ev hikayemiz burada bitmiyor tabi ki.. Şimdi sanmayın ki ben bu evlerde hiç oturmadım. Oturdum. Kiracı olarak olsa da benim için kardeş mertebesinde olan canım çocukluk arkadaşım Çakıl'ıma komşu olarak hem de:)) Bülent, ben, bebeler tam bir bohem hayatı yaşadık 2 yıl boyunca. Tüm Beril sitesi çocukluk arkadaşlarımızdan oluştuğundan dolayı evli gibi değil de sanki öğrenci evi gibiydi bizim evimiz. Arda ve Deniz bahçesinde hayatlarında olmadıkları kadar mutluydular. Şimdi yine apartman hayatı yaşıyoruz. Ama olsun. Bahçeli ev hayallerimiz hala devam etmekte:)) Bu arada yukarıda orijinalini gördüğünüz eserin aşağıda tarafımdan renklendirilmiş hali var. İlk boya kalemlerimin 10 yaşında alındığını hatırlatırsam eğer neden çizimin tükenmez kalemle yapıldığını anlarsınız:))